ilaçlama evden eve nakliyat bayrak » :.. BiliM ..:
May 18

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=uQrC_C6SexI]

May 18

Gezegen ve Gezegenler hakkında Bilgi:

Bir yıldızın etrafında dolanan ve kendisi yıldız olmayan doÄŸal gök cisimlerine gezegen adı verilir. Dar anlamıyla, GüneÅŸ Sistemi içinde, GüneÅŸ’in doÄŸrudan uydusu olan ve Uluslararası Gökbilim BirliÄŸi (IAU) tarafından bu tanıma uygun bulunmuÅŸ 8 gök cismini belirlemede kullanılır. GüneÅŸ Sistemi’nde, resmi olarak kabul edilen ’sekiz gezegen’den baÅŸka, bu cisimlerle boyut, yörünge ve fiziksel özellikler açısından aynı gruba konabilecek yeni gök cisimlerinin keÅŸfedilmesi, bir yandan da baÅŸka yıldızların etrafında da GüneÅŸ Sistemi gezegenlerine benzer gök cisimlerinin dolandığının saptanması, ‘gezegen’ tanımının sınırlarının bulanıklaÅŸmasına neden olmuÅŸtur.

Uluslararası Gökbilim BirliÄŸi’nin (IAU), 1919 yılından bu yana kabul ettiÄŸi GüneÅŸ Sistemi’nin 8 gezegeni, güneÅŸe yakınlık sıralarına göre ÅŸunlardır:

1. Merkür,
2. Venüs,
3. Dünya,
4. Mars,
5. Jüpiter,
6. Satürn,
7. Uranüs,
8. Neptün
Bu 8 gezegenin dışında daha önce gezegen olarak tanımlanan Plüton IAU’nun yeni tanımlamasına göre Cüce Gezegen olarak kabul edilmektedir.

Güneş Sistemi dışındaki gezegenler
1995 yılında Michel Mayor ve Didier Queloz tarafından 51 Pegasi adlı yıldızın çevresinde dönen bir gök cismi keÅŸfedildiÄŸinde, bu cismin ‘gezegen’ olarak tanımlanması uygun görüldü. 1995-2005 yılları arasında yapılan gözlemlerle, 100′ü aÅŸkın deÄŸiÅŸik yıldız çevresinde dolanan 150′den fazla gezegen bulundu. GüneÅŸ Sistemi gezegenleri ile karıştırılmaması için bu cisimlere ‘GüneÅŸ dışı gezegenler’ veya GüneÅŸ Sistemi dışı gezegenler adı verilmektedir. Yine karışıklığı önlemek amacıyla, bu tür gezegenlerin yıldızları ile birlikte oluÅŸturdukları sistemlere genel olarak gezegen sistemi ya da ‘yıldız sistemi’ adı verilmektedir. ‘GüneÅŸ Sistemi’ adı ise, yalnızca özel ad olarak GüneÅŸ ve uydularının oluÅŸturduÄŸu gezegen sistemini tanımlamada kullanılır. ek olarak 1996 yılında amerikalı uzay bilimcisi arthur frank elbourn ‘un yapmış olduÄŸu bir takım araÅŸtırmalar uzay hakkında daha da fazla bilgi almamızı saÄŸlamıştır. arthur frank elbourn un yapmış olduÄŸu çalışmlarda 10 olan gezegen sayısı aslında 12 gezegen vardi. goono ve afelbourn ismi verdiÄŸi iki gezegen daha keÅŸfetti. nasa tarafından doÄŸrulanan bu gezegenler fazla medyaya duyurulmadı.

Tarih boyunca gezegen kavramı
Elimize ulaÅŸan tarihsel kayıtlar incelendiÄŸinde, Türkçe’nin genç sözcüklerinden olan ‘gezegen’in diÄŸer dillerde uzun süredir var olan karşılıklarının, gökyüzünde yıldızların alışılmış hareketlerinden farklı davranışları ile dikkati çeken ‘aykırı’ yıldızlar için kullanıldığı görülür. Batı dillerinde gezegen kavramı Eski Yunan’da ‘başıboÅŸ dolaÅŸan’ anlamında kullanılan planitis (πλανήτης) sözcüğünden türetilmiÅŸ sözcüklerle ifade edilmektedir. Yakın tarihe kadar Türkçe’de kullanılan Arapça kökenli seyyare sözcüğü de benzer anlam taşımaktadır. Türkçe gezegen sözcüğü de, bu yıldızların gökyüzünde diÄŸer sabit yıldızların arasında ‘gezinmelerinden’ esinlenilerek türetilmiÅŸtir.

17.ci yüzyıla dek bilinen beÅŸ gezegen (Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn), insan kültürü ile tarih boyunca içiçe olmuÅŸ, çeÅŸitli kültürlerde tanrılarla baÄŸdaÅŸtırılarak mitolojinin, klasik elementlerle baÄŸdaÅŸtırılarak felsefenin ve astrolojinin önemli bir parçasını oluÅŸturmuÅŸlardır. 17.ci yüzyılda Kopernik’in o güne dek yaygın olan yermerkezli görüşü sarsan kozmolojik devrimi ile güneÅŸmerkezli evren anlayışının ağırlık kazanması sonucunda dünyanın da bir gezegen olduÄŸu kabul edilmiÅŸ, böylece gezegen kavramı ‘gökte başıboÅŸ dolaÅŸan yıldız’dan günümüzdeki gökbilimsel anlamına oturmuÅŸtur.

18.ci yüzyılda keÅŸfedilen Uranüs gezegenler listesine yedinci sırayla kolaylıkla eklenirken, 1801 ve 1802′de GüneÅŸ Sistemi’nin Ceres ve Pallas adlarını alan iki yeni üyesi bulunduÄŸunda, küçüklükleri nedeniyle gezegen sayılmayarak Sir William Herschel’in verdiÄŸi asteroit tanımı içine alındılar. İzleyen yıllarda keÅŸfedilen benzer niteliklerde yeni küçük gök cisimleri de bu kategoriye eklendiler. Böylece Titius-Bode yasasının öngördüğü ÅŸekilde Mars ile Jüpiter yörüngeleri arasında bir baÅŸka gezegen bulunması gerektiÄŸi sorunu çözümlenmiÅŸ oldu. Ancak bu kez Uranüs yörüngesindeki tedirginliklerden sorumlu yeni bir gezegen arayışı baÅŸladı. Bu sorunun yanıtını da 1846 yılında bulunan ve sekizinci gezegen olarak benimsenen Neptün getirdi. GüneÅŸ Sistemi içinde gözlenen tüm tedirginliklerin henüz keÅŸfedilmemiÅŸ bir ‘bilinmeyen gezegen’ ile açıklanabileceÄŸi yaklaşımının bu ÅŸekilde meyvasını vermesi, ‘gezegen avcılarını’ cesaretlendirerek dokuzuncu gezegenin aranmasına baÅŸlandı. Ancak, giderek daha güçlü teleskopların yapılması, gökyüzünü inceleyen insan ve kuruluÅŸ sayısının artması, 19.yüzyıl sonunda astrofotografi tekniÄŸinin ortaya çıkması gibi geliÅŸmeler sayesinde önemsiz sayılacak gökcisimlerinin saptanabilir hale gelmesine ve yeni bulunan asteroit sayısının bini aÅŸmasına karşın, 1930′da Plüton bulunduÄŸunda neredeyse yüz yıl geçmiÅŸti. Bu uzun bekleyiÅŸ, Plüton’a dokuzuncu gezegen olma onurunu kazandırırken, açıklamasını da birlikte getiriyordu: yeni gezegen o ana dek bilinen en küçük gezegen Merkür’ün yarısından daha küçük çapta ve otuzda biri kütlesinde, aralarında Ay’ın da bulunduÄŸu birçok gezegen uydusundan daha küçük, üstelik alışılmadık bir yörüngede idi. Bütün bunlara karşın, en büyük asteroit Ceres’ten daha büyük olan ve GüneÅŸ çevresinde dönen dokuzuncu büyük gök cismi olan Plüton’un dokuzuncu gezegen sıfatı 20. yüzyıl sonlarına kadar tartışma konusu olmadı.

Hollandalı gökbilimci Kuiper tarafından kuramsal olarak ortaya atılan ve bugün Kuiper kuÅŸağı olarak bilinen bölge, GüneÅŸ’ten 30-50 A.Ü (astronomi ünitesi-gökbilim birimi) yani yaklaşık 4,5-7,5 milyar km. uzaklıktaki alanı kaplar ve GüneÅŸ çevresinde dönen çok sayıda küçük gök cisminin bu aralıkta yer aldıklarına 1950′lerden bu yana inanılmaktadır. 1992 yılında, o ana dek Kuiper kuÅŸağının bilinen tek üyesi Plüton gezegeni iken, (15760) 1992 QB1 geçici adıyla tanınan ‘ilk Kuiper kuÅŸağı cismi’nin bulunması ve bunu kısa sürede çok sayıda yenilerinin izlemesi ile bu yeni gök cisimi sınıfı bir kavram olarak netleÅŸmeye baÅŸladı. Plüton’un bilimsel anlamda bu sınıfın bir üyesi olduÄŸu gökbilim çevreleri tarafından kabul edilirken, hala bir gezegen olarak kabul edilip edilmeyeceÄŸi konusu popüler bir tartışma biçimini aldı. Uluslararası Gökbilim BirliÄŸi (IAU) 1999 yılında Plüton’un resmi olarak GüneÅŸ sistemi’nin dokuzuncu gezegeni kabul edildiÄŸini ve bunun deÄŸiÅŸtirilmesinin düşünülmediÄŸini açıklayan bir bildiri yayınlamak zorunda kaldı.

2002 yılında Plüton’un yarısı çapındaki 50000 Quaoar’ın, 2004′te ise neredeyse Plüton büyüklüğünde 90377 Sedna’nın keÅŸfi, Plüton’un diÄŸer Kuiper kuÅŸağı cisimlerinden (Kuiper Belt Objects-KBO) fazla ayrıcalıklı olmadığını göstermesi bakımından önemli görüldü. 29 Temmuz 2005′de üç yeni Kuiper kuÅŸağı cisimi daha bulunduÄŸu açıklandı. Bunlardan 2003 UB313 adlı olanı, Plüton’dan daha büyük olması nedeni ile bazılarınca 10.cu gezegen ilan edilirken bir yandan da Plüton’un gezegen sıfatının gözden geçirilmesi tartışmaları yeniden alevlendi. amerika da yapılan araÅŸtırmalar sonucunda aslında 12 gezegen dışında dört gezegen daha keÅŸfedilmiÅŸ. bunlar pluton dan daha büyük ve yapılan araÅŸtırmalarda bu dört gezegenin bir tanesinde yaÅŸamsal bir belirti olabileceÄŸi söylenmektedir. yalnız dunyaya çok uzak olan bu dört gezegen nasa nın yapmış olduÄŸu gizlia raÅŸtırmalar sonucunda ortaya çıkarılmış, ve medyadan bugune kadar saklanmıştır. medyaya nasıl sızdığı bilinmemekte olup araÅŸtırmaların devam ettiÄŸi söylenmektedir.

May 18

NASA’nın araÅŸtırması uykusuzluÄŸa çare olabilir

NASA’nın, astronotları Mars’ın 25 saat süren bir gününe hazırlamak amacıyla yaptığı bir araÅŸtırma, Dünya’da uykusuzluk rahatsızlığı çekenler için çare olabilir.

NASA için araştırmayı yapan bilim adamları, 25 saatlik bir Mars gününe astronotların hazırlanmaları amacıyla denekleri akşamları iki kez 45 dakika çok parlak ışığa maruz bıraktılar.

İnsanların biyolojik saatinin 23 saat 47 dakikadan 24 saat 48 dakikaya çıkabileceğini ortaya koyan araştırma, ışığın biyolojik saat için önemini gösterdi.

Araştırmanın, deneğin akşam iki kez 45 dakika canlı ışığa maruz bırakılmasıyla uyku döngüsünün uzatılabileceğini ortaya koyduğunu belirten bilim adamları, ışıkla tedavinin, saat farkı veya gece çalışma gibi uyku düzeninde bozulmaya neden olan unsurlardan ötürü uykusuzluk rahatsızlığı çekenler için yardımcı olabileceğini kaydettiler.

AraÅŸtırmaya katılan tüm denekler, Dünya’dakinden bir saat fazla olan Mars gününe, uyku düzenlerini adapte edebildiler.

May 18

 

Bilgasayar korsanlarının saldırılarındaki başarı oranının arttığı bildirildi.

 

IBM kuruluşu Internet Security Systems (ISS) tarafından hazırlanan Mayıs ayı güvenlik raporuna ilişkin yapılan yazılı açıklamada, Nisan 2007 döneminde bilgisayar korsanlarının saldırılarındaki başarı oranında yüzde 25,3 düzeyinde önemli bir artış olduğu belirtilerek, korsanların artık daha etkili ve klasik güvenlik önlemlerinin yetersiz kaldığı teknolojiler kullandıklarına dikkat çekildi.

Raporda dikkati çeken en önemli verinin, bilgisayar korsanlarının sistemlere eriÅŸme oranındaki ciddi artış olduÄŸuna iÅŸaret edilen açıklamada, Nisan ayında bir önceki aya göre saldırılarda yüzde 7′lik bir artış olduÄŸu bildirildi.

IBM ISS analistlerinin Nisan ayında 510 güvenlik tehdidini araştırdığı, virüsler, solucanlar, hedefli saldırılar üreten kötü niyetli kod yazarlarının araştırma veri tabanında önemli bir orana sahip zafiyetler olarak yer aldığı kaydedildi.

May 14

Bilim adamları, şimdiye kadar gözlemlenen en büyük yıldız patlamasının yani süpernovanın meydana getirdiği açıkladı.

 

NASA tarafından yapılan açıklamada, güneşten 150 kat daha büyük olan SN200gy adlı yıldızın patlamasının, NGC 1260 gökadasında ve 240 milyon ışık yılı uzaklıkta meydana geldiği bildirildi. Süpernovanın, dünyadaki optik teleskopların yanı sıra NASA’nın Chandra Uzay Teleskobu’ndan gözlemlendiği belirtildi.



Süpernova patlamasının uzun bir zaman önce olduğu, ancak ışığın kat ettiği yol nedeniyle geçen yıl saptanabildiği kaydedildi.



California Üniversitesinden astronom Nathan Smith, Eylül 2006’da keşfedilen süpernovanın, şimdiye kadar gözlemlenen en güçlü ve en parlak yıldız patlaması olduğunu söyledi.

 

May 14

Sakarya Üniversitesi İleri Teknolojiler Uygulama TopluluÄŸu’nun geliÅŸtirdiÄŸi güneÅŸ enerjisiyle çalışan tekne, Sapanca Gölü’nde suya indirildi.

 

Güneş enerjili tekne ile test sürüşü yapan Rektör Prof. Dr. Mehmet Durman, tekneyi kullanmaktan çok büyük keyif aldığını söyledi.

Durman, “Ama daha başındayız. Ben gerçekten de öğrencilerimizi kutluyorum. Teknik açıdan öğrendikleri bilgileri böyle bir amaca aktarabilmeleri ve diÄŸer taraftan da çevreye karşı duyarlı bir projeye destek vermeleri oldukça sevindirici” dedi.
Durman, alternatif enerji kaynaklarıyla çalışan her türlü projeye destek verdiklerini, bu konuda sadece güneş enerjisiyle değil, hidrojen enerjisiyle çalışan araçlar olmak üzere çeşitli projelerinin olduğunu kaydetti.
Projenin sponsorluk ve kurumsal ilişkiler yönetmeni Ebubekir Sezer de teknenin üzerinde bulunan paneller aracılığıyla güneşten aldığı ışığı enerjiye dönüştürdüğünü söyledi.
Sezer, teknenin yaklaşık 17 bin YTL’ye mal olduÄŸunu anlattı:
“Teknenin üzerinde 800 vatlık paneller bulunuyor. Bu paneller, teknenin alt kısmında bulunan 14 kilovatlık aküleri ÅŸarj ederek nominal 10 mil hızla teknenin seyahat etmesini saÄŸlıyor.
Elektrik enerjisini ise aküleri ÅŸarj etmek için kullanıyoruz. Daha sonra ÅŸarj edilen aküleri de motoru çevirmek için kullanıyoruz. Projenin bundan sonraki aÅŸamasında teknenin uzaktan kumanda ile kontrolünü gerçekleÅŸtirmeye çalışıyoruz” dedi.
SAİTEM üyesi 30 öğrencinin geliştirdiği tekne saatte 10 deniz mili hız yapıyor ve 5 kişi taşıyabiliyor.







 

May 11

*Windows xp yi bir defa da hiç sorunsuz yüklüyorsanız…

*bilgisayarınızın başından artık işe gitme zamanı geldiği için kalkıyorsanız,

*bir derg, okurken resimlere daha dikkatli bakmak için gözleriniz sayfanın bi yerlerinde “zoom” ikonu araÅŸtırıyorsa…

*ya da bir yazı okurken, aradığınızı bulmak için yine eliniz altında bir klavye ve “ctrl+f” tuÅŸunu arıyorsanız…

*gün batımını seyrederken,”kırmızıyı %10 arttırsak daha hoÅŸ olacak” diye düşünüyorsanız..

*120 gb lık diskiniz doluya yakınsa…

*disklerinizde 30 gb boş yer varken yeni bir dik almayı düşünüyorsanız..
*2800 MHz yavaÅŸ geliyorsa..

*Odanızın camını kapatma ihtiyacı hissettiÄŸinizde eliniz klavye de alt+F4 e gidiyorsa…

*Bilgisayarınızın değeri arabanızınkinden fazla ise..

*Mouse unuzu bebek kolonyasından baÅŸka bir ÅŸey ile temizlemiyorsanız…

*en verimli çalışma saatleriniz gece 11 den sonra ise..

…:::BİTMİŞSİNİZ:::…

May 11

Halk arasında Karabasan yada Al Karısı şeklinde isimlendirilen olay hakkında 2 inanış mevcuttur.
Bazı bilginler bunun cin yada cinlerin eseri olduğunu düşününürler.

Bilim adamları ise bunun uyku ile uyanıklık arası bir durumda olduğunu söyler. Çoğunlukla uykudan uyandığınızı sanırsınız. Ancak aslında uyku hali devam eder.Beyin uyandığını düşünür ama vücüt hala uyku halindedir. Bu arada bir çeşit halusunasyon görürsünüz. Herkes de ayrı bir senaryo söz konusudur.

Uyandığınız yada uyandığınızı sandığınız halde yataktan kalkamamanız, bir güç tarafından hareketlerinizin engellenmesi, kıpırdayamamanız yada konuÅŸamamanız, bağırmaya çalıştığınız halde sesinizin tüm çabalamalarınıza raÄŸmen çıkmaması, bu sure zarfında çeÅŸitli sesler ve halusunasyonlar görmeniz karabasan’ın belirtileridir.

May 6

Upload sitesi olan rapidshare’ye türk rakip çıktı .. Bundan sonra uploadlarımızı burdan yaparsak daha iyi olur … Hemenpaylaşın kapanması kötü oldu ama bu inÅŸallah telafi eder …

 

Siteye GirmeK içiN tıKLa … 

 

Â